DÜNYA VE AHİRET DENGESİ

2008-02-02 23:47:00


Dünya ve Âhiret Dengesi

Hem dünya hem de âhirette mutlu olabilmenin en önemli yolu dünya ve âhiret dengesinin iyi kurulmasına bağlıdır. Gerek ebedi saadetin kazanılmasında gerekse dünyada rahat bir hayatın sürdürülmesinde kurulacak dengenin ve tayin edilecek ölçünün rolü büyüktür. Söz konusu dengenin âhiretin ya da dünyanın lehine bozulması, saadet yollarını kapayan mühim bir etkendir.

Kur’ân bu dengeyi şöyle açıklar: “Allah’ın sana verdiği şeylerde âhiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibin unutma…”1 Görüldüğü gibi âyette Allah Teâlâ’nın lütfettiği maddi ve manevî nimetlerle âhiret yurdunu aramak, birinci öncelikli görev olarak ifade edilmiştir. Bunun yanında dünyadan da nasibin unutulmaması yani, dünyanın hakkının verilmesi de önemle talep edilmiştir. Âhiret yurdunun dünyada kazanılması söz konusu olduğuna göre, geçici olan bu dünyada yapılması gerekenleri de yerine getirmek, büyük önem taşımaktadır.

Kur’ân, dünyadan nasibin unutulmaması gerektiğini vurgularken, dünya hayatının, onun nimetlerinin ve çeşitli güzelliklerinin geçici olduğunu özenle vurgular. Âhiretin ise sürekli olduğunu belirtir. Kur’ân, âhiret ve dünya dengesine itina gösterilmesini isterken, ağırlığını âhiretten yana koyar. Şu âyet-i kerîmeyi bu konuda örnek gösterebiliriz: “Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.”2 Daha hayırlı ve devamlı olan bir yurdu tercih etmeyenler yani, orası için ciddi hazırlık yapmayanlar ve her şeyi ile dünya hayatına adapte olanlar, muhabbet besleyenler ve âhireti unutanlar ise “Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.”3 “Şu insanlar! Çarçabuk geçen dünyayı tercih ediyorlar da önlerindeki çetin bir günü (âhireti) arkalarına atıyorlar (ihmal ediyorlar).”4 âyetleri ile tenkit edilmekte ve kınanmaktadır. Dünya âhireti kazanma mekanı ve alanıdır ama kesinlikle sevgi ve bağlanma yurdu değildir.

Allah Teâlâ, âhiret yurdunu isteyenlere oranın güzelliğini ve orayı kazandıracak sevabı vereceğini vaat ederken, dünyayı isteyenlere de bu talepleri doğrultusunda nasiplerini vereceğini vaat etmektedir. Ancak sadece dünyanın menfaatini isteyenlerin, âhirette nasiplerinin olmayacağını da özellikle bildirir: “Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun âhirette hiçbir nasibi (payı) yoktur.”5

Âyette geçen “hars”, dünya metaı, dünya kazancı, sevap, nasip, ekin, mal kazanmak, mal biriktirmek anlamlarına gelir.6 Allah Teâlâ, âhiret için çalışan, amel yapan ve sevap uman kimselerin çabalarını boşa çıkarmayacağını ve mükafatlarını kat kat vereceğini vaat etmektedir. Öte yandan dünya için çalışıp çapalayanların da dünyalıklarını vereceğini beyan etmiştir. Kim ne gaye ile ve hangi niyetle gayret sarf ederse o doğrultuda ona verileceği bildirilmiştir. Ancak sırf dünya kârı ve menfaati için ömür tüketenlerin âhirette nasiplerinin olmayacağı da özellikle belirtilmiştir.

Dünya hayatını ve zinetini talep edip âhireti hesaba katmayanların ve âhiret için gerekli hazırlık yapmayanların durumu bir başka âyette şöyle açıklanmaktadır: “Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.”7

Sadece dünya menfaatini, kârını ve güzelliğini isteyen ve bu geçici zevklere odaklananların âhirette nasiplerinin olmayacağı bir başka âyette şöyle anlatılmaktadır: “…İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların âhirette bir nasibi yoktur.”8 Bazı kimseler vardır ki, bütün faaliyetleri dünya ve onun geçici zevk ve nimetlerine münhasırdır. Sadece dünyalık elde etmeyi isterler. Bütün benlikleri ile dünyayı ihya etmeye çalışırlar. Âhiret için hazırlık yapmazlar. İbadet ve taatlara yanaşmazlar. Dünyaya gösterdiği ilgiyi ve önemi âhiret için göstermezler. Ama buna karşılık hem dünyada iyilik hem de âhirette iyilik isteyenler de vardır. Nitekim bu hususta şu malumat verilmektedir:

Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.”9 Dünyada Allah Teâlâ’dan helal rızık, sağlık, âfiyet, ibadetlerde muvaffakiyet ve her türlü güzelliği istemenin yanında âhirette de Allah Teâlâ’nın rahmetini, bağışlamasını, cennet ve cemalini istemek, Kur’ân’ın örnek gösterdiği ideal Mü’minin özelliğidir. Bu yönüyle Mü’min, hem dünya hem de âhiret için hazırlık yaptığı için, daha ileri görüşlü, daha derin düşünceli, daha güzel tedbirli ve daha hesaplı bir insandır.

Allah Teâlâ, dünya ve âhiret hayatının değerini bize şöyle bildirir: “Biliniz ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçıların hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Âhirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır.Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”10

Dünyanın, insanı tesiri altına alan güzelliklerine, geçici menfaatlerine ve onların aldatıcı cazibelerine takılıp kalmamak, büyük önem taşımaktadır. Dünya hayatı bizatihi kötü değildir. Çünkü ebedi olan âhiret âlemine hazırlık ve orada lütfedilecek nimetlere nail olmanın yolu dünya hayatından geçmektedir. Kur’ân, çeşitli âyetlerinde dünya ve dünyaya ait şeylerin boş yere yaratılmadığını bildirmektedir. Kötü olan, dünyanın zevklerine dalıp Allah’a ve Rasûlüne itaatten uzaklaşmak ve âhireti unutmaktır. Bütün enerjisini dünyaya hasretmeyerek âhiret için gerekli hazırlık yapanlar, her iki dünyada mutlu olurlar.

Dipnotlar: 1) Kasas, 28/77. 2) A’lâ, 87/16-17. 3) Kıyâmet, 75/20-21. 4) İnsan, 76/27. 5) Şûrâ, 42/20. 6) Bkz. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Beyrut, 1999, III, 104-105. 7) Hûd, 11/15-16. 8) Bakara, 2/200. 9) Bakara, 2/201. 10) Hadîd, 57/20.


ALTINOLUK DERGİSİ

323
0
0
Yorum Yaz